Dört Kitap Tek Mesaj

Kutsal metin, herhangi bir din veya mezhepte kutsal kabul edilen ve genellikle merkezî bir önemi haiz olan yazıdır. Kutsal metinlerin tanrı tarafından doğrudan gönderildiğine, nebilere vahyedildiğe veya yazarlarına ilham verildiğine inanılır. Kağıt, deri, tablet veya benzeri malzemeler üzerine yazılmış olabilir; Yahudilikteki Tora gibi rulolar halinde olabilir veya Kitâb-ı Mukaddes ve Kur’an’da görüldüğü gibi kitap haline getirilmiş olabilir.

Tevrat

Tevrat, Tora veya Pentateuk (Arapça: tawrat, İbranice: Torah, Yunanca:entatevhos), Tanah ve Eski Ahit’in ilk beş kitabına verilen isim. Musa’nın Beş Kitabı olarak da bilinir. Orijinal olarak İbranice yazılmıştır. Tanrı tarafından Musa’ya vahyedildiğine inanılır. Tevrat sözcüğü bazen Tanah’ın tamamı için de kullanılır.

Etimoloji

Tevrat adı, İbranice Torah sözcüğünün Arapça biçiminin Türkçeye uyarlanışıdır. İbranice “öğretme, gösterme, yönlendirme, öğreti, yasa”anlamına gelir.

Tevrat’ı oluşturan kitapların İngilizce ve bazı diğer Batı dillerinde kullanılan adları, Tevrat’ın 2. yüzyılda yapılmış Yunanca çevirisinden gelmiştir. Yunanca ismi olan Pentatefhospenta (beş) vetefhos (nüsha,fasikül) sözcüklerinin birleşiminden oluşmuştur.

Hristiyanlık, Tevrat’ı ve Tanah’ın diğer kitaplarını kutsal kabul eder, ancak Tanrı’nın İsa vasıtasıyla yeni bir ahit getirdiğini kabul eder. Bu nedenle Musevi Kutsal Kitabını Eski Ahit olarak adlandırır. Yahudilik, İsa’yı ve Yeni Ahit’i kabul etmediği için Tanah’ın Eski Ahit olarak adlandırılmasını uygun bulmaz.

Tevrat’ın Yazılması

Tevrat’ın yazılmasıyla ilgili uzun süre en çok kabul gören teori belgesel hipotezdi. Ayrıca, Tevrat’ın yazılması ve Tevrat anlatılarının Sümer efsaneleriyle benzer imgeler ve hikâyeler içermesi konusunda Muazzez İlmiye Çığ’ın görüşleri şöyledir: “İsrail bilginleri Babil kitaplıklarından aktarmışlar. MÖ 5. yüzyılda da Babil kralı Nebukadnezar Filistin’i alınca oradaki Yahudilerin en bilginlerini alıp Babil’e götürüyor. Onlar orada boş durmuyorlar, Sümer bilginlerinin aktardıkları bilgilerden yararlanıyorlar. Bilginler Babil’den döndükten sonra Tevrat yazılmaya başlanıyor.”

Bölümleri

Musa’nın Beş Kitabı şunlardır:

  • Tekvin veya Yaratılış:

Dünyanın ve insanın yaratılışını, cennetten kovuluşu, Nuh Tufanını, İbrani halkının ataları olan İbrahim, İshak, Yakup ve Yusuf’u anlatır.

  • Çıkış veya Mısır’dan Çıkış:

Yahudi halkının Musa önderliğinde Mısır’dan çıkışını ve 40 yıl boyunca Sina çölünde dolaşmasını, on emrin indirilişini, temel yasaların kabulünü anlatır.

  • Levililer:

Harun’un oğullarının kâhin atanmasını ve eski İsrail’in tapınma düzenini anlatır.

  • Sayılar veya Çölde Sayım:

İsrail halkının Sina Dağı’ndan göçüp Kenan ülkesinin doğu sınırına varıncaya kadar başından geçenleri anlatır. Ayrıca Kenan sınırında Tanrının Musa aracılığıyla verdiği yasaları içerir.

  • Tesniye veya Yasa’nın Tekrarı:

Musa’nın ölümünden önce Moav Çölü’nde halkına verdiği öğütleri içerir.

İslam İnancında Tevrat

Kur’an’da Tevrat’ın Allah tarafından Musa peygambere indirilmiş bir kitap olduğu ifade edilir:

“Sonra iyilik edenlere nimetimizi tamamlamak, her şeyi açıklamak, hidayete erdirmek ve rahmet etmek maksadıyla Musa’ya da Kitab’ı (Tevrat’ı) verdik. Umulur ki, Rablerinin huzuruna varacaklarına iman ederler.” (En’am Suresi, 154. ayet)

“Ondan önce de bir rahmet ve rehber olarak Musa’nın kitabı vardır. Bu (Kur’an) da, zulmedenleri uyarmak ve iyilik yapanlara müjde olmak üzere Arap lisanıyla indirilmiş, doğrulayıcı bir kitaptır.” (Ahkaf Suresi, 12. ayet).

Müslümanlar Tevrat’ı kutsal kabul eder ancak özgün metninin zamanla tahrif edildiğine inanırlar.

Zebur

Zebur ya da Mezmurlar (İbranice: Mizmor, Çoğulu: Mizmorim, Yunanca: Psalmoi) arp eşliğinde söylenen şarkı Tanah’ın Ketuvim kısmında bulunan Teilim bölümüne Türkçede verilen isim. Hristiyanlıkta Davut’un Mezmurları olarak da anılır ve Eski Ahit’te bulunur.

Musevilik (Yahudilik)’te

Musevilikte Teilim olarak anılan Zebur, Tanah’ın bölümlerinden biridir. Çoğu David Hameleh (Kral Davut) ve Şlomo Hameleh (Kral Süleyman) tarafından yaklaşık M.Ö. 560 yıllarında yazılmış ilahi formunda 150 şiirdir. Zebur’a sonradan eklenmiş olan 151. kısım Yahudilerce kabul edilmez.

Museviler tarafından dinsel törenlerde okunur (sonradan eklenen 151. kısım hariç). Ayrıca her dindar Musevi her gün bir bölümü okunmak suretiyle bir haftada tamamlanacak şekilde bu kitabı bitirir.

Hristiyanlıkta

Davud’un Mezmurları olarak anılan Zebur, Hristiyanlarca da kutsal kabul edilir ve Tanah’taki şekliyle Kitab-ı Mukaddes’in Eski Ahit kısmında bulunur. Zebur’a eklenmiş olan 151. Bölüm Hristiyanlarca apokrif (kitaba eklenmemiş, doğruluğu şüpheli) olarak kabul edilir.

İslamiyet’te

İslam’da Zebur’un Davut’a indirilmiş kutsal bir kitap olduğuna inanılır. İslamiyet’te Zebur’un da zamanla Tevrat ve İncil gibi metinleriyle birlikte tahrif edildiğine inanılır.

İncil

İncil (Yunanca: “müjde”), İsa’nın yaşamını, öğretilerini, ölümünü ve dirilişini anlatan her bir biyografidir. Matta, Markos, Luka ve Yuhanna tarafından kaleme alınmış olan ve yazarlarının adlarıyla anılan dört incil, Yeni Ahit’in (Ahd-i Cedit/Yeni Antlaşma) ilk dört bölümünü teşkil eder. İncil sözcüğü Türkçe konuşan kimseler arasında sıklıkla Yeni Ahit anlamında kullanılır. Bu kullanıma –hatalı olsa dahi– Türkçe Hristiyan kaynaklarda da rastlanabilir. Bu kaynaklarda Müjde sözcüğü de Yeni Ahit anlamında kullanılır.

Hristiyan din adamlarınca kabul edilen dört incile (Matta, Markos, Luka ve Yuhanna) “kanonik inciller” denir. Kilise tarafından kabul edilmeyen incillere ise “apokrif inciller” adı verilir.

Etimolojİ

İncil sözcüğü Türkçeye Arapçadan geçmiştir. Nöldeke’ye göre Arapçaya ise Habeşçe “wangil” sözcüğünden geçmiştir. Kelimenin aslı Yunanca “Ευαγγέλιον” (euangelion) şeklindedir ve “iyi haber, müjde” anlamına gelir.

İncil sözcüğünün İngilizcedeki karşılığı gospel ise Eski İngilizcedeki godspel sözcüğünden gelir. Bu sözcük Yunanca eungelion (müjde) kavramının Latince çevirisi bona adnuntiatio‘nun (iyi haber) İngilizce çevirisidir ve good (iyi) ile spel (mesaj) sözcüklerinden oluşturulmuştur.

İncillerde İsa’nın Hayatı

İnciller Celileli bir marangoz, öğretmen ve şifa dağıtıcısı olan İsa’nın hayatını özetle anlatırlar. İsa bir Yahudi olarak Roma İmparatorluğu’nda dünyaya geldi (MÖ 8-MÖ 2). İsa Hristiyan ve İslâmî kaynaklara göre bir mucize eseri olarak Bakire Meryem’den babasız dünyaya gelmiştir.

Yahudilerin yüzyıllardır beklediği Mesih olduğunu ileri süren İsa, dinî öğretilerini yaydı ve geniş bir kitleyi peşinden sürükledi. Bazı Yahudi din adamlarının teşviki ve Roma’nın Yahudiye eyaletinin valisi Pontius Pilatus’un emri ile Kudüs’te çarmıha gerildi (MS 29-MS 36). Bununla birlikte az sayıda tarihçi ve araştırmacı kutsal kitaplarda bahsi geçen ve tarihî dokümanlarda ismine rastlanılmayan İsa’nın mitolojik bir karakter olabileceğini düşünmektedirler.

Yazılma Süreci

Hristiyan kaynaklarına göre, İsa’nın çarmıhta öldürülmesi ve üç gün sonra diriltilerek göğe yükseltilmesi havarileri ve diğer öğrencileri arasında büyük etki yarattı. Havariler İsa’nın göğe alınışından sonra bir süre Filistin’de kaldılar. Ancak hem Yahudi muhafazakârlar hem de Romalılar’dan gördükleri baskılar nedeniyle dünyanın değişik yerlerine göç etmek zorunda kaldılar. Bunun sonuçlarından biri de Hristiyanlığın yayılması oldu. Havarilerden Petrus Roma’da, Bartalmay Ermenistan’da, Yehuda (Taday) ve Yurtsever Simun Pers topraklarında öldürülmüştür.

Hristiyan kaynaklarının aktardığına göre, İsa’nın havarileri ve onların yakın çevresinde yer alan kişiler İsa’nın öğretilerini anlatmayı sürdürdüler. Öğrencilerin önderi konumundaki Petrus Roma’da yaşamaktaydı. Onun yakın çalışma arkadaşı Markos büyük olasılıkla Petrus’un anlattıklarını bir araya getirerek İsa’nın yaşamını anlatan en eski incil kitapçığını yazmıştır (M.S. 50-60 yılları). Diğer incil yazarları İsa’nın öğrencisi Matta Levi ve Pavlus’un yakın çalışma arkadaşı doktor Luka, Markos’un yazdığı metni geliştirerek değişik alıcılara göndermek üzere İsa’nın yaşam öyküsünden kesitleri yazmışlardır. Her iki kitapçığın da 70 yılları dolayında yazıldığı düşünülmektedir. Yine İsa’nın öğrencisi olan Yuhanna ise incilini 85 yılından sonra kaleme almıştır. İncillerin yazım tarihleri ile hangi dilde yazıldığına dair güvenilir bir bilgi yoktur.

Yeni Antlaşma 27 kitapçıktan oluşmaktadır. İnciller ise İsa’nın yaşamını anlatan ilk dört kitapçıktır. Sonraki kitapçıkların büyük bir bölümü ise İsa’nın öğrencilerinin (elçilerinin) kiliselere yazdığı mektupları içerir.

Dört Kanonik İncilin Belirlenmesi

İsa’dan sonraki ilk iki yüzyılda çok sayıda incil ortaya çıkmıştır. Başlangıçta bunların hangilerinin “kutsal” ve “kanonik” kabul edilmesi gerektiği konusunda bir görüş birliği yoktu. Dört incilin olması gerektiğini savunan ilk belge MS 180 yılında Piskopos Irenaeus tarafından yazılmıştır. Dört incil konusunda Hristiyanların bir görüş birliğine varması bu tarihten de daha ileride gerçekleşmiştir. MS 397’deki Üçüncü Kartaca Konsili, günümüzdeki hâliyle Yeni Ahit’in onaylandığı ilk büyük Hristiyan kuruludur.

Sinoptik İnciller

Kitab-ı Mukaddes’teki incillerin üçü; Matta, Markos ve Luka’nınkiler, gerek verdikleri bilgi gerekse üslup açısından birbirini andırır. Bunlara sinoptikler denir. Yuhanna’nın incili, diğerlerinden farklıdır. Sinoptik incillerin ortak bir kaynaktan (Q metni) kaynaklandığı öne sürülmüştür.

Kanonik İnciller

Matta İncili

Matta İncili, İsa’nın on iki havarisinden biri olan, Roma vergi memuru Celileli Matta tarafından yazıldığı kabul edilen incildir. Yeni Ahit’in ilk bölümünü meydana getirir. Kelime anlamı olarak Matta, İbranice “efendimizin (tanrımızın) hediyesi” anlamına gelmektedir. MS 52 – 68 yılları arasında, Kudüs düşmeden önce yazıldığı tahmin edilmektedir.

Matta İncili, İsa’nın soyağacı ile başlar, hayatını ve dinî faaliyetlerini özetler. Havarilerin seçimini ve İsa’ya katılışlarını anlatır. Muhtemelen ilk olarak İbranice yazılmıştır. Markos İncili temel alınmıştır. Diğer üç kanonik incilden çok daha fazla Eski Ahit referansı içermektedir. İsa’nın da mensubu olduğu Yahudi toplumunu hedeflediği düşünülmektedir. Yahudileri, Nasıra’lı İsa’nın yüzyıllardır bekledikleri Mesih (kurtarıcı) olduğuna inandırmayı amaçlar. İsa’nın kral olduğu belirtilir. Yahudilerin fizikî ve materyalist bir kurtarıcı ve krallık beklemelerinden ötürü Matta İncili’nde İsa’nın manevî krallığı vurgulanır.

Markos İncili

Markos İncili, Yeni Ahit’in ilk dört bölümünü oluşturan kanonik incillerden ikincisidir. “Evanjelist Markos” olarak da bilinen Yuhanna Markos tarafından yazılmıştır. Markos, Barnabas’ın kuzeni ve İsa’nın havarisi Petrus’un (Simun) yakın arkadaşıdır. Markos’un incili Petrus’a dayanarak yazdığı kabul edilir. MS 60’lı yılların sonlarında veya 70’li yılların başlarında yazılmıştır. Matta ve Luka İncillerine kaynak teşkil ettiği ve incillerin en eskisi olduğuna inanılır. Vaftizci Yahya’dan İsa’nın göğe yükselişine kadar olan kısmı anlatır. Kısa versiyonunda İsa’nın boş mezarına kadar olan kısmı anlatır.

Luka İncili

Luka İncili, Vaftizci Yahya’nın doğumundan İsa’nın göğe yükselişine kadar olan yaklaşık 35 yılı kapsar. MS 60’lı yıllarda yazıldığı tahmin edilmektedir. Markos İncili’ni baz aldığı kabul edilir. Karakteristikleri, dönemin Yunanlarına hitap ettiğini düşündürür. İncilin yazıldığı dönemlerde Romalılar askerlikte ustalaşmış iken, Yunanlar bilgelikleriyle meşhurdurlar. Bu nedenle Luka İncili İsa’yı kusursuz bir insan ve tanrının bilgeliğinin insan şekline bürünüşü olarak resmeder. İsa’nın ibret verici kısa hikâyelerine geniş yer verir. İsa’nın Kutsal Ruh ile olan bağlantısını anlatır. Kutsal Ruh’un doğmuş şekli olduğunu, Kutsal Ruh’un gücü sayesinde kilisesini kurduğunu ve Kutsal Ruh’tan akan sözlerini, vaatlerini anlatır.

Yuhanna İncili

Yuhanna İncili, Yeni Ahit’in ilk dört bölümünü meydan getiren kanonik incillerden sonuncusudur. Kelime anlamı olarak “sevgili” veya “sevilen” demektir. Balıkçılık yaparak geçinen, “Evanjelist Yuhanna” olarak da bilinen, havari Yuhanna tarafından yazılmıştır. MS 90’lı yıllarda yazıldığı tahmin edilmektedir. Vaftizci Yahya’nın (Yahya Peygamber) dini faaliyetlerinden, İsa’nın göğe yükselişine kadar olan zaman aralığını kapsar.

Yuhanna İncili, İsa’nın kilisesinin oluşumunu anlatır. Cennetteki krallığından insanlığa yol göstermeye devam edeceği vurgulanır. Bu anlamda, diğer inciller gibi belirli bir kesimi değil, tüm insanlığı hedeflediği düşünülebilir. “Dünya” kelimesi birçok yerde tekrarlanır. Diğer incillerde vurgulanan İsa’nın insanî veya dünyevî faaliyetlerinden ziyade doktrinlerine geniş yer ayırır

İncillerin mesajı İsa’nın kimliği ve eylemleridir. Hristiyanlar için insanlığın temel sorunu günahtır. Günahkâr insan kutsal tanrı ile ilişki kuramaz. Günah insana ölüm getirir ve herkes bu ölümü hak etmektedir. Dünyada yaşamış tek günahsız kişi olan İsa ise insanların günahlarını bağışlatan bir kurban olarak çarmıhta ölmüştür. Tanrı bu kurbanı kabul ederek, İsa’yı ölümden diriltmiştir. Eğer bir insan İsa’nın ölümü ve dirilişine ve bu gerçeklerin onun yaşamındaki etkilerine iman ederse (güvenirse) günahlarından ve sonuçlarından kurtulacaktır. İsa’nın ölümü günahları bağışlatan bir kefaret kurbanı işlevi görmüştür. Dört kanonik incilde sık sık İsa’nın Mesih olduğu belirtilir.

Kur’an

Kur’an (Arapça: el-Kur’an) veya Kur’an-ı Kerim, İslam dininin ana kitabıdır. İslam hukukunun (şeriat) oluşturulmasında hadis ile birlikte dayanak alınır ve Müslümanlar ibadetlerinde Kur’an’dan çeşitli bölümleri okurlar.

Müslümanlara göre, Kur’an ayetleri Allah tarafından Cebrail adındaki melek aracılığıyla İslam peygamberi Muhammed’e vahiyler halinde indirilen bir kutsal kitaptır. Bilimsel ve mantıksal açıdan ise Kur’an, Muhammed’in koyduğu esasların toplu olduğu kitaptır.

Müslümanlar, Kur’an, İncil, Tevrat ve Zebur’u Allah tarafından insanlara gönderilen kutsal kitaplar olarak tanımlarlar. Bu sebeple Kur’an’da diğer kitaplardaki bazı anlatımların benzerlerinin olması doğal karşılanır. Ayrıca, diğer üç kitabın sonradan tahrif edildiği, ancak yeryüzüne indirilmiş son kutsal kitap olan Kur’an’ın Kıyamet’e kadar Allah tarafından korunacağına inanılır. İslam inancında, Kur’ân, Muhammed’in en önemli ve en büyük mucizesi ve onun gerçek bir peygamber olduğunun kanıtı olarak görülür. Ayrıca, ilk insan ve ilk peygamber olduğuna inanılan Adem’den itibaren gönderilen ilahi metinlerin tamamlayıcısı kabul edilir.

9. yüzyılda İslam akait mezhepleri arasında Kur’ân’ın ezeli ve ebedi, olup olmadığı, bir diğer ifade ile yaratılmışlardan olup olmadığı konusu üzerinde büyük tartışmalar yaşanmıştır. Bazıları Kur’ân’ın Allah ile birlikte ezeli olarak var olduğu, dolayısıyla yaratılmadığı görüşünü benimsemişler, akılcılığı ön plana çıkaran Mutezile mezhebi ise Kur’ân’ın yaratılmış olduğu görüşünü benimsemiştir. Sufilere göre bu tartışma yapay ve yanlıştır.

Etimoloji

En yaygın ismi Kur’ân-ı Kerîm (Arapça: el-kur’ân el-kerim) dir.Kur’ân sözcüğü Arapça okudu anlamındaki qarâ’â (قرأ) sözcüğünün üç harfli mastarıdır, “okunan şey “veya “ okumak”; Kerîm ise “soylu, asil” ve “eli açık, cömert” anlamlarına gelir. Ayrıca “Kur’ân” kelimesi Kur’ân’da “okunan, okuyuş, okuma” “ekli, katlı, derli” anlamında da kullanılmıştır. Kur’ân kelimesi, Kur’ân’ın 58 ayetinde geçer.

Biz onu, akıl etmeniz için Arapça okunuşla indirdik. (Yusuf Suresi: 2)

Kur’ân okuyacağında kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığın. (Nahl Suresi: 98)

Kur’ân okunduğunda/okununca onu işitin de durup düşünün ki merhamet olunasınız. (A’râf Suresi: 204)

Şüphesiz, bu Kur’ân, en doğru yola iletir ve salih amellerde bulunan mü’minlere, onlar için gerçekten büyük bir ecir olduğunu müjdelemektedir. (İsrâ Suresi: 9)

Kur’ân’dan indirir olduklarımız, inananlara şifâ ve rahmettir. (İsrâ Suresi: 82)

Birçok âyette “el-Kitâb” kelimesinin Kur’ân anlamında kullanıldığı görülür:

İşbu içinde kuşku olmayan Kitâp’tır, takvâ sahipleri için bir yol göstericidir. (Bakara: 1,2)

Bunlardan başka daha birçok âyette ise “Kur’ân” için başka isimlerin de kullanıldığı görülmektedir, bunlar arasında: “el-Furkân” (Furkân Suresi: 1), “ez-Zikr” (Hicr Suresi: 9), “en-Nûr” (Nisâ Suresi: 174), “er-Rûh” (Şûrâ Suresi: 52) örnek olarak gösterilebilir. Kur’ân ayrıca Furkân-ı HâkimMushâf-ı ŞerifKelâmullahKitâbullah gibi isimlerle de anılır.

Tarihçe

İslâm dinine göre Kur’ân İslam peygamberi Muhammed’e 610 yılının Ramazan ayının Kadir Gecesi’nde Mekke’deki Nur Dağı üzerindeki Hira Mağarası’nda indirilmeye başlanmış, vahyin 12 yılı Mekke, 11 yılı da Medine dönemi olmak üzere 23 yıl sürmüştür. Mekke’de bildirilen ayetler “Mekkî”, Medine’de bildirilenler ise “Medenî” olarak adlandırılır.

Kur’ân, vahiy katipleri tarafından zaman zaman deri, kemik gibi çeşitli nesneler üzerine yazıya geçirilmekle birlikte, tamamının Muhammed hayattayken yazıya geçirilip geçirilmediği konusu tartışmalıdır.

İlk bildirilen ayet Alak Suresinde geçer: Yaratan Rabbinin İsmi ile oku. İnsanı bir alaktan (asılı şey veya pıhtı) yarattı. Oku ve senin Rabbin, sonsuz kerem sahibidir. Ki O, kalem ile insana bilmediği şeyleri öğretti. (Alak: 1-5)

İlk halife Ebubekir (632-634) zamanında bir araya getirilen Kur’ân nüshaları, Osman bin Affan döneminde çoğaltılarak önemli merkezlere gönderilmiştir. Uzatma, nokta, hareke gibi işaretlerin yer almadığı bu yazıma daha sonraları ilâve edilen işaretlemelerle okuyuş şekli de (tecvid); yazılı olarak belirlenmiştir. Farklı yazım şekillerine sahip farklı kuran nüshalarında, surelerin anlamları da değişebilmektedir.

Mekke Dönemi

İlk ayet vahyinden, Medine’ye hicret’e kadar devam eden Mekke dönemi yaklaşık 13 yıl sürmüştür. Hacimsel olarak Kur’ân’ın 2/3 kısmını oluşturur. Bu dönemde ayet ve surelerin hemen yazıya geçirilmesi gibi bir uygulama olmadığı için sözlü olarak ezberlenmiştir. Daha sonraki hicrete yakın birkaç yıl ile Medine dönemi olarak ifade edilen yazım döneminde ayetler kayda geçirilmiştir. Mekkî âyet ve sureler İslâm inanç ve ahlâkı ile ilgili konuları kapsar; Allah’ın birliğine, meleklere, peygambere, kitaplara ve Âhiret Günü’ne iman gibi konular işlenir, Allah ile eş tutulan putlar reddedilir, İslâm’ın inanç esasları, ölüm, hayat, kıyamet, âhiret, cennet, cehennem, ve kavimlerin helâkı gibi konuları ele alır. Mekke döneminde Kur’ân’ın Âdem’den itibaren devam eden tevhid dini ve vahiy zincirinin devamı olduğu ifade edilmiştir: O: “Dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin” diye dinden Nuh’a vasiyet ettiğini ve sana vahyettiğimizi, İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya vasiyet ettiğimizi sizin için de bir şeriat kıldı. (Şura : 13)

Medine Dönemi

Medine döneminde ibâdetler, insanlar arası ilişkiler, toplumsal düzenlemeler, ahlakî kurallar ile ilgili âyetler vahyedilmiştir. Bunun yanında insanın devletle olan ilişkilerini düzenleyen şer’i hukukun kuralları, anlaşmalar, barış ve savaş durumları söz konusu edilir. Bu dönemde, bu hükümleri uygulamak için yeterli güce sahip bir İslâm Devleti, Muhammed yönetiminde, Medine’de oluşmuştu. İslam inanışında bu devrin özelliği; iyi ve yararlı olanın alınması, kötü ve zararlı olanın kaldırılmasıdır.

Muhammed Sonrası

Kur’ân’ın bugünkü haliyle kitap halinde toplanılmış şekline “Mus’haf” denir. Mus’haf, “sayfalar haline getirilmiş” ya da “iki kapak arasındaki sayfalar” anlamına gelir ve S-H-F (sahife) kökünden gelir. Kur’ân Muhammed’in ölümü ile tamamlandığından kendisi hayatta iken toplanmamış, ezberlenerek muhafaza edilmiştir.

Muhammed’in ölümününden sonra Yemâme savaşlarında 70 kadar hâfızın ölmesi üzerine Ashabdan Ömer bin Hattab hafızların toplanması için dönemin hâlifesi olan Ebu Bekir’e başvurarak konunun görüşülmesini istemiştir. Bunun üzerine Ebu Bekir, Zeyd bin Sâbit başkanlığında aralarında Abdullah bin Zübeyr, Sa’d bin Ebi Vakkas, ve Abdurrahman bin Haris bin Hişâm’ın da bulunduğu bir komisyon kurdurmuştur. Zeyd bin Sâbit, elinde yazılı “Kur’ân” metni olan herkesin bu metinleri getirmesini, ayrıca metinleri bizzat Muhammed’den duyduklarına dair iki güvenilir şahid gösterilmesini istedi. Osman bin Affan toplanan bu kurula, “Zeyd ile imlada anlaşamazsanız, Kureyş’e göre yazın” emrini verdi. Zeyd bin Sâbit’in ortaya koyduğu bu aslî nüshaya “İmam Mus’haf” adı verilmiştir. Abdullah bin Mesûd’un teklifiyle “İmam Mus’haf” üzerinde yapılan danışma ve görüşmeler sonucunda bunun üzerinde herhangi bir noksanlık görülmemiş ve güvenirliği konusunda ittifak sağlanmıştır.

Halife Ömer bin Hattab devrinde Kur’ân öğretimine hız verildi. Medine’de ve İslâm Devleti’nin diğer merkezlerinde hafız sahabelerin gözetmenliğinde pek çok yeni hafız yetiştirilmiştir.

Yeni fethedilen yerlerdeki kavim ve kabilelerin Müslüman oluşu farklı şive ve lehçelere göre okuyuş ayrılıklarını ortaya çıkarmıştır. 648’de Ermenistan ve Azerbaycan’ın fethinde Şamlı ve Iraklı askerlerin farklı okuyuşları tartışma ortaya çıkardı. Bu tartışma üzerine Huzeyfe bin Yemân, Halife Osman bin Affan’a başvurarak bu durumun düzeltilmesini, ihtilafın ortadan kaldırılmasını istedi. Bunun üzerine Osman bin Affan, Zeyd bin Sâbit’i tekrar görevlendirerek, Ebû Bekir’in emriyle derlenmiş olan Kur’ân’ın çoğaltılmasını emretmiş ve çoğaltılan mushaflar çeşitli İslam merkezlerine gönderilmiştir. Böylece, Muhammed’in ölümünden sonra 20 yıl içinde Kur’an’ın derlenip yazıya geçirilmesi ve çoğaltılması yapılmıştır. Müslüman alimler, Kur’an’ın bugünkü halinin Ebu Bekir zamanında derlenen Kur’an ile aynı olduğunu kabul ederler.

En erken Kur’ân yazımı esnasında, Arap alfabesi, bugün kullanılan 28 harfe karşılık 22 harfi karşılayan 15 farklı noktalama işaretsiz yazım (harf)’ten oluşmaktaydı. Kur’ân’ın ilk yazılışındaki alfabeye bağlı olarak kıraat mezhepleri ortaya çıkmıştır. Haccac zamanında birbirine benzer harfleri ayırt edebilmek için imla işaretleri ve sesli harfler oluşturuldu. Kur’ân’a eklenen yeni işaret ve harekeler renkli olarak yazılmaya başlandı ve asıl metinin bir parçası kabul edilmedi. Başlangıçta Kureyş lehçesi ile okunan Kur’ân’ın sonradan 7 Arap lehçesiyle okunmasına müsaade edilmiştir.

En Eski Kur’an lar

İlk zamanlar vahiy kâtipleri tarafından papirüs, deri ve kemik üzerine yazılarak saklanan Kur’ân ayetlerinin ilk nüshaları bulunmamaktadır.

Radyokarbon çalışmaları ve % 99 doğruluk payı ile Muhammed’in ölümünden 40 yıl sonrasına tarihlenen bilinen en eski Kur’ân metinlerinden biri San’a, Yemen elyazmalarıdır.

Diğer bir Kur’ân mus’hafı (MS 9. yüzyıl) Özbekistan’ın Taşkent şehrindeki bir müzede sergilenen Osman Mus’hafıdır. Komünizm döneminde Semerkant’tan zorla alınarak Sankt-Peterburg’da sergilenmiş, sergilenmesi için Başkortostan’a gönderilmiş, 1924 yılında geri verilmiştir. Bazı sayfaları 2000 ve 2003 yılında Christie’s Londra ve Sam Fogg koleksiyonunda satılmıştır.

Çoğaltılıp çeşitli İslam şehirlerine gönderilen orijinal Osman Mushaflarından biri de Topkapı Müzesi’nde sergilenmektedir. Bunun yanında, İstanbul Türk ve İslâm Eserleri Müzesi’nde bulunan en eski mus’haflar şunlardır:

  • No: 457. Osman’ın imzasını ve Hicri 30 senesini taşıyan mus’haf.
  • No: 557. Ali’nin imzasını taşıyan mus’haf.
  • No: 458. Ali’nin yazısı olduğu kabul edilen mus’haf.

İslam Toplumundaki Yeri

Şeriat ve Fıkıh’ta

Birincil kaynak olarak Kur’ân’a dayandırılan şeriat kanunları kadın-erkek ilişkileri, savaş, evlilik, boşanma, miras paylaşımı, şahitlik gibi birçok konuda konulan kurallar ile yüzyıllar boyunca İslam toplumlarını ve sosyal hayatı düzenleyici etkiler yapmıştır. İslam fıkıh mezhepleri Kur’an’ı dinin birincil kaynağı olarak kabul ederler.

Kur’ân’ın Mucize Olduğu İnancı

Müslümanlar arasında Kur’ân’ın harf, kelime sayıları, anlatım özellikleri, gelecekten ve bilimsel keşiflerden haber verme gibi değişik alanlarda büyük mucize örnekleri sergilediğine ve Kur’ân’ın bu sebeplerle taklit edilemeyeceğine inanılır. İ’caz-ül-Kur’ân ilmi, Kur’an’ı dil, anlatım gibi estetik yapısını ilgilendiren konuları araştırır, mucize oluş iddialarını ve bunun dayanaklarını inceler.

Batıni-Hurufi Yaklaşımlar; Ebced, Cifr

Ebced hesabında Arap alfabesindeki her harfe sayısal bir değer atanır ve böylece yazılar sayısallaştırılır. Ebced hesabı, Kur’ân metninlerine uygulanarak ayetlere yeni anlamlar yüklenmiştir.

Mesela: Arapçada demiri ifade eden Hadid kelimesinin ebced hesabıyla değeri 26’dır. 26, demirin atom numarasıdır. Ayrıca belirlilik ekiyle birlikte (El-Hadid) kelimenin ebced karşılığı da 57’dir. Bu da demirin durağan izotoplarından birinin kütle numarasıdır. Kur’ân’da demirden bahseden sure Hadid Suresi Kur’ân’ın 57. suresidir.

İddialara göre Kur’ân’da geçen bazı sözcüklerin tekrarları şu şekildedir: Bu iddialara karşı çalışmalar ve eleştiriler de bulunmaktadır

  • Gün kelimesi 365 defa, günler kelimesi 30 defa, ay kelimesi 12 defa geçmektedir.
  • Deniz kelimesi 32 defa, kara kelimesi 13 defa geçmekte ve bunların her birinin, toplamları olan 45’e oranı, yaklaşık olarak yeryüzündeki kara ve deniz oranlarını göstermektedir.
  • Dünya-ahiret, melek-şeytan, iman-küfür, yaz-kış gibi bazı karşıt kelimeler eşit sayıdadır.
  • Buna karşılık Affetmek kelimesi ceza kelimesinin iki katı sayıda, zenginlik kelimesi fakirlik kelimesinin iki katı sayıda ve yine iyiler kelimesi kötüler kelimesinin iki katı sayıdadır.

Kültür ve İbadette

Geleneksel anlayışta Kur’ân abdest alınarak tutulur. Bunun sebebi Vakıa Suresi 79. ayetinde “O’na (Kur’ân’a), ancak tertemiz olanlar dokunabilir.” denilmesidir. Kur’ân’ın bütün metnini ezberleyen kişiyehâfız denir. Muhammed ilk hâfız olarak kabul edilir. Kur’ân’ı düzgün bir sesle okumaya tilavet denir. Müslümanlar günlük ibadet olan namazı kılabilmek için Kur’ân’dan en azından birkaç âyeti ezbere bilmek zorundadırlar: Kur’ân’dan kolayınıza geleni okuyun, salâtı ikâme edin/namazı kılın. (Müzzemmil Suresi : 20)

İslâm Sanatında Kullanımı

Hiçbir zaman içerisinde resimler yer almamış olan Kur’ân, hat san’atının gelişmesine sebep olmuştur.

  • Kur’ân Hat sanatı örnekleri, Bara Gumbad Camii, Delhi, Hindistan
  • Âyet en-Nûr ya da Işık Âyeti (24:35), tipik cam bir cami lambası üzerinde Hat yazısı
  • Şâh-î-Zinda Türbesi’ndeki Kur’ân Ayetleri, Semerkand, Özbekistan

Metin ve Düzenlemeler

Kur’ân 114 sure’den oluşur. Sureler genellikle içerdiği konulardan birine verilen isimlerle anılırlar. Sureler kronolojik bir sırada düzenlenmemiştir. Kur’ân’da 86’sı Mekke dönemi, 28’i ise Medine dönemi olmak üzere 114 sure bulunur. Her bir sure “ayet” adı verilen bölümlerden oluşur. Ayetlerin uzunluğu bir kelime ile bir sayfa arasında değişir. Kur’ân’ı oluşturan 30 eşit parçadan her birine cüz denir.

Kur’ân’ın yazımında noktalama işaretleri bulunmadığı için bazı ayetlerin nereden başlayıp nerede bittiği gibi konular kesin değildir. Bazı âlimler, bir kısım uzun cümleleri iki-üç ayet saymışken, bazısı tek ayet kabul etmiştir. Yine Şafiî âlimleri besmeleyi başında zikredilen sure ile bir bütün olarak saydıkları halde, Hanefi âlimleri besmeleyi ayrı bir ayet olarak saymışlardır. Sure başlarındaki “Ya Sin, Ha mim” gibi “Hurûf-u Mûkattâ’at” için de benzer durum geçerlidir. Buna göre, Kur’ân, surelerin başındaki besmeleleri ayrı bir ayet saymama kaydı ile 6236 ayetten oluşur. Ayetlerin sayısını İbn-i Abbas 6616, Nafi 6217, Şeybe 6214, Mısır âlimleri 6226 olarak ifade etmişlerdir. Said Nursi, Zemahşeri gibi bazı din adamları ise muhtemelen halka kolay gelsin diye rakamları yuvarlayıp 6666 sayısını vermişlerdir.

İçerik ve Anlatım Tarzı

Kur’ân’da başlıca Allah inancı, tevhid, yaratılış, dünyanın sonu, peygamberlik ve peygamberlerin yanı sıra dini ve ahlaki kıssalar işlenir. Yusuf hikâyesi, Zülkarneyn, Ashab-ı kehf, Süleyman, Nuh ve Yunus hikâyeleri gibi kıssalar Kur’ân’da hacimsel açıdan geniş yere sahiptir.

Kıbrıs NEU ilahiyat fakültesinde yapılan bir çalışmada cahiliye dönemine ait vergilerle ilgili veriler ve bunların Kur’ân’daki malî yükümlülüklerle ilişkisi araştırılmış, Kur’ân’ın söz konusu vergilerinin İslam öncesi Güney, Kuzey ve Hicaz Araplarında hatta daha eski toplumlarda yer alan düzenlemelerin aynısı olduğu sonucuna varılmıştır.

Anlatım yer yer şiir, yer yer düz anlatım özellikleri göstermektedir. Kur’ân’da mesaj çeşitli edebi yapı ve araçlar ile iletilir. Arapça metinde, sureler ve ayetler mesajı hatırlamak üzere fonetik ve tematik yapıları kullanır. Kur’ân anlatımı başı, sonu ortası olan düz bir anlatım değil, konu ve hikâyelerin parça parça bölündüğü, yer yer tekrarlandığı, başa dönüldüğü veya ortadan alındığı ağ şeklinde bir örgüye sahiptir. Müslümanlar Kur’ân’ın içerik ve anlatımının eşsiz ve taklit edilemez olduğuna inanır.

Kur’an’ın Yorumlanması ve Kur’an Bilimleri

  • Tefsir: Tefsir Kur’an bilimlerini kullanarak Kur’an ayetlerini anlama ve yorumlama faaliyetlerine verilen isimdir. Ayetlerin yorumlanması çalışmalarını içerir; rivayet tefsiri ve dirayet tefsiri olarak iki kola ayrılır. Rivayet tefsirinde peygamber, sahabi ve diğerlerinin sözleri kullanılırken dirayet yahut rey tefsirleri dil, akıl, mantık ve felsefe gibi ilimler çerçevesinde yapılan yorumlarla oluşturulur. Ayrıca bazı Kur’an ayetlerine yüklenen batıni anlamlar üzerinden yapılan işari tefsirler mevcuttur.
  • Meâl: Yalın anlamda Kur’an’ı oluşturan sure ve ayetlerin tümünün Arapça dışında bir dile tercüme edilerek açıklanmış halidir. Arapça kökenli bir kelime olan “meâl”; “meydana gelen netice”, “mana”, “anlam”, “sonuç” anlamlarına gelir.
  • Kelâm: İslam dininin inanç/akaid konularını irdeleyen ve tarihsel olarak bu çerçevede gelişen dini-felsefi kuram ve teorilerle ilgilenen ilim dalına kelâm denir.
  • Fıkıh/İstinbat: Kur’ân ayetleri dini yaşam ve şeriat açısından usuli fıkıh denilen ana ilkeler çerçevesinde anlamlandırılır. Ayetlerin lafızları, konteksi (sebeb-i nüzul), muhatap, kapsam, kayıt, şumul gibi anlamı etkileyen durumlar üzerinde çalışarak genel ve özel hükümler çıkarırlar. Fakihler, ayetlerin lâfız ve anlamları üzerinde çalışarak genel ve özel hükümleri belirler. Çalışmalar usuli fıkıh denilen ana ilkeler çerçevesinde yapılarak Kur’ân’da ayrıntıları verilmeyen İbâdetlerin şekli, miktarı ve şeriat hükümleri belirlenir.
  • Kıraat: Kur’ân’ın yazım, dil, anlatım özelliklerini, nakil bilgileri, kıraat mezhepleri, edebiyat usul ve kuralları ve Arap şiveleri açısından inceler. Şive ile ilgili problemlerde Kureyş lehçesi esas kabul edilir. Kur’ân’ın yazım dönemi Arap dilinin özellikleri, alfabetik yetersizlikler, Kur’an metni ile ilgili farklı rivayetler ayetlerinin nasıl okunması gerektiği ile ilgili farklılık ve problemlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Kıraat çalışmalarının sonucunda oluşan Kıraat mezhepleri, ayetlerin farklı okunuş şekillerini ortaya koyar. Farklı okuma şekilleri ve bu okumaların ifade ettiği farklı anlamlar kıraat ilminin konusudur. Örneğin abdest ayetinin (maide:6) farklı okuyuş şekilleri sebebiyle abdest ile ilgili anlayışlar İslam mezhepleri arasında farklılıklar göstermektedir.
  • Tecvid: Kıraat ilmi içinde yer alan Tecvid, Kur’an okuma usulü ve ilmidir. Harflerin çıkış yeri, sıfatı, uzun veya kısalığı, genişlik veya darlığı, birleştirme ve ayırma, kalın ve ince vurguları konuları bu ilmin konularıdır, aynı zamanda Kur’an’ı kuralına uygun okumaktır.
  • Sebeb-i Nüzul: Ayetlerin vahyolma sebepleri ve buna bağlı örneğin bir emir cümlesinin muhatapları kimlerdir? gibi anlamları üzerinde durur. İslâmi literatürde “esbab-ı nüzul” denilen bu durum Kur’ân tefsirlerinde önemli bir yer tutar.
  • İcazül Kur’ân: Bu dal, Kur’ân’ın dil, anlatım gibi estetik yapısını ilgilendiren konuları araştırır, mucize oluş iddialarını ve bunun dayanaklarını inceler.
  • Mûkattâ’at: Kur’ân’da bazı surelerin başında bulunan, ana metinden ayrı yazılan sessiz harf gruplarına mûkattâ’at harfleri denir.

Kaynak: http://www.wikipedi.org

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s